Fantastik roman dendiğinde şüphesiz akıllara ilk olarak iki isim gelir, birisi Tolkien'in ölümsüz üçlemesi Yüzüklerin Efendisi serisi, diğeri ise Rowling'in Harry Potter 7'lemesidir. Harry Potter serisinin son kitabı olan Harry Potter ve Ölüm Yadigârları çıktığı gün ABD ve İngiltere'de toplam 11 milyon satarak müthiş bir rekor kırmıştı. Son kitapla birlikte Harry'nin maceraları da noktalandı, ancak hala beyaz perde de ve konsollarımızda bir kaç kez daha Harry'le maceraya çıkacağız. Ülkemizde 17 Temmuzda vizyona girecek olan Harry Potter ve Melez Prens'in daha vizyona girmeden oyunu çıktı bile.
HAYDİ HARRY
Harry'nin Hogwarts'taki altıncı senesidir ve Lord Voldemort'un geri döndüğünün tescillenmesiyle birlikte artık Harry seçilmiş kişi ilan edilmiştir. Snape Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni olmuştur ve iksir dersine de Horace Slughorn isimli yeni bir öğretmen gelir. Slughorn'un Harry'ye verdiği İksir kitabı'nın içinde iksirlerle ilgili ufak ipuçları vardır ve kitabın üzerinde de "Melez Prens" ismi bulunmaktadır. Oyunun asıl konusu ise Ölüm Yiyenlerin yani Voldemort'un takipçilerinin yükselişi.
Oyun senaryo işleyişi olarak oldukça karışık, bir görevi tamamladıktan sonra bir anda başka bir yere sıçrıyorsunuz ne oldu, oraya nasıl geldiniz? Hiçbir şey anlaşılmıyor. Eğer kitabı okuduysanız olanları anlarsınız ama, kitapla bir ilginiz olmadıysa oyunun senaryo akışı içerisinde zaman zaman sıkılabilirsiniz. Yapımcılar olaylar arasında hiçbir köprü kurma gereği duymamışlar, oyun bu yönden oldukça eksik kalıyor.
6'ıncı senesinde iksir yapımına merak saran Harry, oyunda da sık sık iksir hazırlıyor. Doğrusu iksir hazırlamak bana oldukça zevkli geldi, eğer bir Muggle olmasaydım çok rahatlıkla Harry klasında bir büyücü olurmuşum. Şaka bir yana iksir hazırlamak gerçekten zevkli olmuş önünüzdeki maddeleri sırayla ve yeterli ölçekte kazana koyuyorsunuz, ancak karışıma yanlış bir şey katar veya dozajını fazla kaçırırsanız ortalığı duman kaplıyor. İksir hazırlamadaki tek sorun ise iksirin belli bir süre içerisinde hazırlanmak zorunda olması, gerçi bu konuda da pek sorun yaşamadım.
Oyunda ki bir diğer zevkli yön ise büyü düelloları olmuş. İlk düellomuzda tek bir saldırı yaparken oyunda ilerledikçe yeni büyü saldırıları öğreniyoruz. Oyunda toplam 6 büyümüz var ve büyüleri mouse ile yapıyoruz. Oyunda ilerledikçe biz güçlenirken rakiplerimiz de güçleniyor ve haliyle düellolar daha da zorlu oluyor.
Oyunda ilk başta çoğu yer kapalı ve ilerledikçe Hogwarts'ın kapalı yerleri bize açılıyor. Yani oyunda sürekli görev yapmak zorunda değiliz, açılan farklı mekanlara gidip, iksir hazırlayabilir, düello yapabilir, süpürgeyle uçabiliriz; tüm bunlar bize kalmış. Oyunda yolumuzu bulmak için kendisi bir hayalet olan Neredeyse Kafasız Nick'den yardım alıyoruz. Bir yere gitmek istediğimizde onu çağırıyoruz ve bize yolu göstermesini istiyoruz, böylece seçilmiş kişinin kaybolma sıkıntısı da ortadan kalkmış oluyor.
UÇALIM BAKALIM
Büyücü olurda uçan süpürgesi olmaz mı? Harry 6'ncı senesinde sonunda Quidditch Takımı'nın kaptanlığına yükseldi. Gerçekten yapımcılar uçan süpürge üzerindeki kontrol sistemini de çok iyi oturtmuşlar. Kontrolü mouse ile sağlıyoruz, kamera açısı da sürekli olarak bizi takip ediyor ve otomatik olarak gideceği yönü izliyor, bize ise sadece Harry'i doğru yere yöneltip yıldızların içinden geçmek, engellerden kurtulup snitchi yakalamak kalıyor. Bu yıldızlara checkpoint diyebiliriz. Eğer bir yıldız kaçırırsanız sonraki yeşilden kırmızıya dönüyor ve kırmızıyı da ıskalarsanız göreve baştan başlamak zorunda kalıyorsunuz. Ancak bu yıldızların içinden geçme işi biraz uzun sürdüğü için sıkıcı olmuş diyebilirim.
Oyunda saklı 150 tane Hogwarts crest var. Bunlar oyunda bulunan kapalı çeşitli özellikleri açmaya yarıyor. Ayrıca oyunda etrafı parlayan cisimler, hayvanlar var. Bunlardan da mini crestleri düşürüyorsunuz, mini crest topladıkça sol üst köşede bir gösterge doluyor ve o gösterge tamamen dolduğunda mini crestleriniz bir büyük crest yerine geçmiş oluyor. Oyunda bazı görevlerden sonra da badge (rozet) kazanıyorsunuz.
Karakterlerin yürüyüşleri, koşmaları, konuşmaları çok robotsu olmuş. Bilhassa Harry'le hızlı koştuğunuzda bu sorun çok göze batıyor. Tren gibi ilerleyen Harry, tamamen kontrolünüzden çıkıyor, bununla birlikte etrafta çok gereksiz bir bulanıklık oluşuyor. Hızlı koşu esnasında birine çarptığınızda ise Harry yerlerde sürünüyor. Seçilmişi bu hale düşürdükleri için yapımcıları da ayrıca tebrik ediyorum(!)
Oyunda oldukça geniş bir haritaya sahibiz. Bununla birlikte mekanlarda oldukça iyi tasarlanmış. Hogwarts hakkında merak ettiklerinizi, dahası kitapta görüp hayal ettiğiniz mekanları bu oyunda görebilirsiniz ve genelde vereceğiniz tepki de "Tıpkı düşündüğüm gibiymiş." olacaktır. Karakter tasarımlarının robotumsu olduklarından bahsetmiştim, ancak yüzleri ayrı bir garip duruyor. İçe çökük mor gözaltları, filmlerden sevdiğim Hermione karakterinden bu oyunda korkar oldum.
Oyunun arka fonunda çalan müzikleri oldukça başarılı buldum ancak karakter seslendirmeleri çok amatörce yapılmış. Filmdeki aktörler oyuna sesleriyle destek çıkmamışlar, buradan bir kulak uzaklığı zaten olacak, bununla birlikte zamanlamalar da çok kötü. Örneğin Harry'le Roy sohbet ediyorlar, Harry Roy'un sözünü kesecek. Önce Roy susuyor ondan 5 saniye sonra Harry lafa giriyor, doğrusu EA'den böylesi bir amatörlük beklemezdim.
SON SÖZLER
Oyun 4-5 saat gibi bir sürede bitiyor. Eğer kitabı okumadıysanız hikaye işlenişindeki kopukluklardan dolayı senaryoyu anlamakta sıkıntı çekebilirsiniz. Kitabı okuduysanız kurgu sizi tam tatmin edemeyebilir, dediğim gibi oyunun en zayıf olduğu yönü burası. Bunların haricinde eğer tam bir Harry Potter fanıysanız ya da biraz eğlenmek istiyorsanız bu oyunu oynamanızı tavsiye ederim. Çünkü gerek iksir hazırlama olsun, gerekse de düellolar oldukça zevkli olmuş. Bana kalırsa Harry'i bu son maceralarında yalnız bırakmayalım. Güzel oyunlu günler...
SIMS 3
Sims oyunları ile tanışmamız bundan yaklaşık 10 sene önce 2000 yılında gerçekleşmişti. Şuan serinin tutkunu olan bazılarımız, ilk Sims oyunu çıktığında belki de daha çocuktu ve oyunu anlamadan bu dünyaca tutulan oyunu oynamaya çalışıyorlardı. O zaman daha teknoloji günümüzdeki kadar gelişmemişti ve Simlerimiz henüz üç boyutlu değillerdi, ama yinede 2 boyutlu grafiklere rağmen The Sims tüm dünyayı saran bir çılgınlık haline geldi. Oyun eklenti paketleriyle de desteklendikten sonra her oyun gibi bir süre sonra ilk zamanlardaki popülerliğini yitirdi ve tam bu sırada piyasaya The Sims 2 sürüldü. Sims 2'nin bizlere getirdiği en görünür özellik ise artık simlerimiz 3 boyutluydu, tabi bu sadece ilk anda göze çarpan değişiklikti. Oyunun içeriğinde de inanılmaz bir genişleme olmuştu. Artık simlerimiz daha da insanlaşmışlardı, yaşlanabiliyor, ölebiliyorlardı. Kendilerine ait karakterleri vardı ve bu karakterler oyunu oldukça zevkli hale getiriyordu. Yarattığımız simin karakterinin ve görünüşünün çocuğuna da yansıması bizleri hayrete düşürdü ve The Sims 2 tam 8 paketle daha da geliştirildi ve en sonunda EA paket yayınlamayı bırakıp yeni bir Sims oyunu piyasaya sürmeye karar verdi ve bizleri The Sims 3 ile buluşturdu.
SIMS 3 YENİ BİR HAYAT
Oyuna ilk olarak yaşayacağımız muhiti seçmekle başlıyoruz, ardından da new game dedikten sonra Sim yaratma ekranı bizi karşılıyor. 6 farklı Sim grubundan (bebek, çocuk, genç, genç yetişkin, yetişkin ve yaşlı) birini seçiyoruz. Eğer bebek, çocuk ve genç gruplarından birine ait bir Sim yaratırsanız haliyle oyun sizden yanına bir de yetişkin sim yaratmanızı istiyor. Bir ailede ise en fazla 8 sim yaratabiliyorsunuz, ama benim size tavsiyem bir sim yaratmanız size yeterli olacaktır, daha fazlası sizi, özellikle de yeni başlayanları zorlayabilir. Sim yaratma ekranında üzerinde durulması gereken temel şey ise, traitler yani siminizin kişisel özellikleri, zira bütün oyun siminizin kişisel özelliklerine göre yönleniyor. Hatırlarsanız ilk Sims oyununda traitler yoktu, ikinci oyunda ise sadece 8 tane vardı, fakat Sims 3'te sizi bekleyen tam 63 tane trait var ve siz bu 63 trait içinden bebeklerde 2, çocuklarda 3, gençlerde 4, genç yetişkin, yetişkin ve yaşlılarda ise en fazla 5 trait seçebiliyorsunuz. Seçtiğiniz traitlere göre de Siminiz için 5 farklı yaşam amacı çıkıyor ve bunlardan birisini seçiyorsunuz. Yalnız bebek, çocuk ve gençlerin yaşam amaçları olmuyor. Ayrıca gruplara göre de trait sayısı değişiyor. Yaşam amaçlarınız ise çok çeşitli, dünya liderliğinden tutun, bahçıvanlık ya da usta bir aşçıya kadar, simlerin çeşit çeşit yaşam amaçları mevcut. Ayrıca traitler yalnızca sizin yaşam amacınızı değil oyundaki karakterinizin hareketlerini de doğrudan etkiliyor. Örneğin korkak bir karakter evde yangın çıktığında evi terk edip bayılabiliyor, buna karşın cesur bir karakter ise hemen yangının olduğu yere gelip o yangını söndürüyor. Ayrıca trait seçimi kendi içinde çelişmeyecek bir mekanizmaya göre tasarlanmış yani bir karakterinize hem iyi, hem de şeytani traitlerini seçemiyorsunuz. Trait ve yaşam amacı seçimi haricinde karakter yaratma ekranı oldukça kısıtlı, çok az sayıda yüz şekli ve giysi var ama herhalde paketlerle bu menüde genişletilecektir.
Karakterinizi yarattıktan sonra, karakterinizin yaşayacağı bir ev seçip ya da inşa edip oyuna başlıyoruz. Sizlere oyunu doğrudan anlatmak yerine yarattığım karakterin bir kaç haftalık hayatını anlatsam daha iyi olur sanırım, çünkü oyunu anlatmaya kalksam sayfalar sürer. Çoğu Sims oyuncusu, oyunda kendilerine benzer karakterler yaratmaya çalışıyorlar ve o karakterleri yönetiyorlar. Zaten kendi hayatımızı yaşıyoruz, birde bunu sanal âleme aktarıp başında saatlerimizi harcamayı hep gereksiz bulmuşumdur, bu yüzden yarattığım sim hep olmak istediğim biriydi. Atletik, cesur, iyi, karizmatik ve dahi. Bünyemde böyle özellikler bulununca haliyle yaşam amaçları da astronot, uluslararası süper ajan ve süper star atlet gibi fantastik yaşam amaçları oldu ve ben uluslararası süper ajan olmayı seçtim. Bu amacım doğrultusunda Polis Departmanı’nda işe başlamam gerekirdi, ama ben en önce Askeriye’de çalıştım. Diğer simlerle kaynaşmak için gidip onların kapılarını çalıp sohbet ettim ve şansıma da kapı komşum Askeriye’den patronum çıktı. Tabi hemen onunla da iyi ilişkiler kurdum. İş yerimde de sürekli patrona yalakalık yapıyordum, böyle olunca iki gün içinde karşıma yeni fırsatlar çıkmaya başladı. Gelir düzeyim git gide artıyordu. Bu arada patronumla dostluğumuzu da ilerlettik, beraber yemeğe, balık tutmaya, pikniğe gidiyorduk, her şey çok güzeldi ta ki o güne kadar. Bir gün yemek yaparken neredeyse evi yakıyordum yangını zor söndürdüm gelen itfaiyeci bayandı, sosyalliğimle, karizmam bu noktada devreye girdi ve güzel itfaiyeci bayanla aramızda bir elektriklenme oldu. Ertesi gün patronumdan ayrıldım ve işi de bıraktım.
Daha sonra hayattaki amacıma ulaşabilmek için asıl çalışmam gereken yer olan Polis Departmanı’na girdim. İlk bir kaç gün oldukça sıkı bir iş temposunda çalıştım, artık patronlara yağ çekmekten bıkmıştım, o yüzden sıkı çalışarak bir yerlere gelmeyi amaçlıyordum. Ancak gündüzleri sıkı çalışma, geceleri ise parti hayatı, dost toplantıları simimin mutluluğunu dibe vurdurdu, bitkinlik yorgunluk hat safhaya yükseldi. Bununla beraber evimdeki lavabo ve klozetin aynı gün içerisinde bozulması, çok değer verdiğim bilgisayarımı itfaiyeci arkadaşımın bozması yüzünden kendisini evden kovmam, her şey üst üste gelmişti. Ertesi gün işe gitmedim iş yerimden aradılar ve bana eğer performansım böyle devam ederse, beni işten kovacaklarını söylediler. Biraz kafa dağıtmak için sahile indim, sahilde biraz satranç oynayayım böylece skillimi geliştiririm diye düşündüm, ama tam bu esnada da Azrail belirdi ve sahil kenarında gezinenlerden birinin canını aldı, evime doğru yola çıkmışken en son Azrail sahilde boş boş dolaşıyordu. Bu arada yalnız yaşamanın verdiği sorumluluklardan dolayı bazı skillerim otomatikman arttı. Yemek yapa yapa aşçılığım gitgide gelişti ve bu yeteneğimi geliştirmek için yemek kitapları alıp okumaya başladım. Sanırım bu gidişle uluslararası bir ajan olamayacağım ama iyi bir aşçı olabilirim, gerçi simim yaşam amacına ulaşamayınca ne tepki verir bilmiyorum ama sim dünyasında da sizin ne olacağınızı gerçek hayatta olduğu gibi şartlar belirliyor. Evet, kod adıyla H.K.'nin sim dünyasındaki bir kaç günlük hayatı bu şekildeydi. Düşünün bu yalnızca buz dağının çok uzaktayken görünen yüzü. Daha işin özel hayat boyutu var, evlenme, çoluk çocuk sahibi olma, onlarla ilgilenme, onları yetiştirme, ayrıca bu oyunda da evlat edinebiliyorsunuz. Tek bir simi bile yönetirken oyun bu kadar derinse, birkaç simlik bir aileyi yönetirken neler yapacağınızı siz hayal edin. Ama tavsiyem her zaman tek bir sim yönetmeniz, birden fazla sim yönetmek her zaman daha zor olmuştur.
DİKKAT BAĞIMLILIK YAPAR !
The Sims 3’ün grafiklerine baktığımızda önceki oyunlara göre oldukça gelişmiş olduğunu fark edeceksiniz. Her ne kadar karakterlerimiz bez bebek gibi olsa da, şehir tasarımı oldukça geniş ve iyi. Artık simlerimizi iş yerlerinde de kontrol edebiliyoruz, ancak maalesef işyerlerinin içini göremiyoruz, yani simimizi iş yerinde doğrudan, görerek kontrol edemiyoruz. Muhakkak gelecek paketlerde ya da gelecek yeni oyunda işyerlerimizi de görebilir olacağız, bunun sinyallerini The Sims 3’te görüyoruz. Ayrıca oyundaki hastane, okul gibi binaların içlerini de göremiyoruz.
The Sims 3’te dikkatimi çeken bir başka özellik ise yağmur, kar, dolu gibi mevsimsel olayların oyunda mevcut olmaması. Oyun da sürekli güneşli bir hava hakim. Gerçi bu tarz güneşli bir hava da oyunu oynadıkça daha da oynamak istiyorsunuz, The Sim 3’ün işte en büyük eksisi bu. Oyun insanı kendine tutsak ediyor. Sanal ortamda yarattığınız karakterinizle belkide gerçek hayatta asla yapamayacaklarınızı yapıyor olmanız, çocukluk hayallerinizi gerçekleştiriyor olmanız, oyunu hayatınızın değişilmez bir parçası haline getiriyor.
Sims’in ilk çıktığı zamandaki haliyle, en son geldiği noktaya baktığımızda arada çok büyük bir gelişme olduğunu görüyoruz. Bir seri yaratıp o seriyi marka haline getirmekte Electronic Arts’ın üstüne bir oyun firması yoktur. Ancak EA yarattığı bu markaların çoğunu bir süre sonra gözden düşürmüştür de, örneğin Nba Live veya Fifa serileri. Ancak yaklaşık 10 sene üzerinden geçmesine rağmen Sims serisi, her yeni pakette ve her yeni oyununda kendini daha da yenileyerek, her seferinde karşımıza çok daha gelişmiş bir halde çıktı. Üçüncü oyun çıkmadan önce bu oyunla birlikte Sims serisinin düşüşe geçebileceğini düşünmüştüm, ancak EA beni yanılttı ve yeni oyunla birlikte serinin çıtasını daha da yükseklere çıkarttı. Artık yeni çıkacak paketleri merakla bekliyorum. Artık izninizle H.K’nin hayatını yaşamaya geri dönmek istiyorum. Güzel oyunlu günler…
